AÇLIK , ŞÜKÜR VE DEPREM
Daha önce olduğu gibi insanlar yine mutsuz, yine huzursuz.Herzaman eskiye duyulan özlem,aşk bağlılık daha da artmakta.Eski bayramlar,ilkokul arkadaşları,eski dostlar,ölen dedeler teyzeler amcalar.İnsanın mutsuz olmak için bahane aramasına gerek yok aslında.
Kimi insan toplumun genel düzenine kızar ; asosyal toplumuz der ve hayatında iki kıytırık sosyal etkinliği saymazsak tv karşısından ayrılmaz.Kimisi sevgililer gününe kızar.Kimisi sevgilisi olmadığına kızar.Bazılarıda huzuru olduğundan niye mutsuz olacak bişey yok diye bahanesi olmadığından durumuna üzülür;selam verene kızar.
Afrikada yaşayan açlık ve ölüm ile burun buruna hayatı yaşayanlardan tutunda ,afganistanda taliban ile nato kuvvetleri arasına sıkışan insanlara dünya üzerinde o kadar çaresiz insan var.Kimisi düşmanı tarafından özgürleştirilmeye(?) çalışılırken,kimisi kabile savaşlarının arasında ''ya ölecek ya katil olacak '' kaderi ile karşı karşıya geliyor.
İkinci Dünya savaşı sıralarında ülkemizde yaşanan kıtlığın boyutları o kadar çokmuşki insanlar buldukları bütün yeşil otlardan yemek zorunda kalıyorlarmış.Bu otlar şimdi bildiğimiz ve severek yediğimiz ıspanak ,marul,pezik ,maydonoz gibi otlarda değil.Yabani otlardan tutunda yoncaya kadar insanlar çaresizlikten bu otlara şükretmişler.(Yonca karın ağrıtsada yinede yiyorlarmış.)Savaşa girmediğimiz halde böyle zor dönemden geçerken birde girseydik ne olurdu bilemiyoruz tabi.İnsanların evlerinden devlet için aldıkları erzakların denizlere döküldüğü , hangarlarda çürüdüğünüde tarih sayfaları kaydetmiştir.Tabi kimseyi yargılamıyorum.Asıl yargıya ilahi adalet yön verecektir.
Vanda yaşanan depremin ardından iletişimin 99 depreminden bu yana ne derece değiştiğini sanırım herkes gördü.Büyüklük açısından 99 Kocaeli -Düzce depremlerine nazaran çok fark olsada yapıların ne kadar çürük olduğunuda test ettik adeta.Bu test aslında şu an bile yapmakta olduğumuz test.Rus ruleti bile bu test karşısında mantıklı kalıyor.Depremin dünya üzerinde olmayacağı yer yok.Ama rus ruleti oynarken 6 da bir ihtimal mermi yatağındadır.Bu aslında ne kadar vurdum duymaz yaşadığımızıda gösteriyor.
Vanda yaşanan deprem insanlara şükretmesi gerektiğinide göstersede aslında Yüce Allah tarafından kendine çeki düzen ver,Evini barkını sağlam yap diyor.Sağlamlık olması için yerinde sağlam olması gerekiyor. Türkiyede 99 depreminden önce binaların yapımında jeoloji mühendisinin esamesi okunmuyormuş.) Bir bakıma bilgiye önem vermemiz isteniyor.Bilgiye önem toplumlara bakınız deprem sonunda suçu haşa Allaha atmıyorlar.Depremede atmıyorlar.Çünkü deprem öldürmüyor aslında.Bilinçsiz bilgisiz inşa öldürüyor insanı.Bunu ne zaman göreceğiz anlayacağız bilemiyorum.Yöneticilerimiz görseler bile insanlarımızda görmeli çürük bina almak yerine müstakil ev yaptırmalı daha küçük daha merkezi olmasada.
Türkiyedeki depremler
(Fotoğraflar Pulitzer ödüllü Kevin Carter , ikinci fotoğrafın sahibini bulamadım.)
yazacak çok şey var.ki bunlar; ceviz kabuğundan küçük, kale kapısından büyük. yan duran sekiz sonsuz oluyorsa yan duran dokuz ne olur biliyormusun.sonsuzdan bir fazlası tabi.
18 Şubat 2012 Cumartesi
4 Ocak 2012 Çarşamba
kaybetmekte güzel
boksör düşer ve kalkacak halinin olmadığını bile düşünemez bir an için.beyni kaslarına ısrarla kalk emri verir vermesine ama emre itaatsizlik söz konusudur.bitkin ve yorgundur.yanında usul usul ve kalın bir sesle sayı sayan hakem vardır.yedi altı beş...
o anda bütün arzuları bir an için kaybolmuştur.kalkabilse zaferi kazanacaığına zaten eminde değildir.o an öğrendiklerinin ve daha önceki kazanmışlıklarının değeride yoktur.zaten burnundan gelen kanda nefesini zor almasına sebeb olur ama elini burnuna bile götüremez kanar durur. iri yarıdan ziyade göbekli olan hakem tek elini kullanarak saymaktadır artık.üç... iki...
kaybetmek bazen tecrübe için bile olsa güzeldir.kazanmayı ,kazancı,kazananı zaten herkez çok sever.önemli olan kaybettiğinde aldığın derstir.bu dersi ancak hayat okulu verebilir zaten.birinin nakavtı diğerlnin belkide altın kemeridir.doğanın dengesidir bu.
kaybetmek bazen tecrübe için bile olsa güzeldir.kazanmayı ,kazancı,kazananı zaten herkez çok sever.önemli olan kaybettiğinde aldığın derstir.bu dersi ancak hayat okulu verebilir zaten.birinin nakavtı diğerlnin belkide altın kemeridir.doğanın dengesidir bu.
Madenci Sarı Mehmet'in öyküsü
Soğuk kış akşamlarında çamur olan paçalarından başka derdi yok gibiydi Mehmedin.Birazda sigaradan öksürüyordu.sigara maden havasından daha iyi diye kendini de teselli ediyordu.
Teselli ki ne teselli.
Bir sene önce diğer amcası da kanserden ölmüştü dayısı gibi.onlar hiç değilse 3 kuruşa çalışmıyorlardı.Kıt kanaat geçim dediklerini yaşıyordu Mehmet.
Viziteye her çıktığında sorunda oluyordu.bundan dolayı viziteye de çıkmaz oldu.hem taşeron şirket işçisinin ne vizitesi olacaktı.Hastalanma hakları ellerinden alınmasa da susma hakkı ellerinden alınmıştı.Taşeron şirket personeli patronlarını zengin etmek bahanesiyle diğerlerinden düşük ücret alsalar bile daha fazla çalışırlardı .
Hava soğukta olsa Mehmet eve neşe içerisinde gidiyordu.Yeni doğan oğluna babasının adını vermişti.Süleyman.o da babası gibi sarışın ve çakır gözleri vardı.soba iyi yanarsa Süleyman bebek o kadar iyi uyuyordu.etrafa meraklı gözlerle bakarken bir anda dalı veriyordu uykusuna.
Askerden döndükten sonra hemen evlenmişti Mehmet.Komşusunun kızlarını almışlardı.İlk başlarda zorlansalar da hayat yolculuğunda alışı verdiler birbirine.Hatice çocukları ile kendi evinde oturma hayalleri kuruyordu sadece.bunun için Mehmet'e baskıda yapıyordu ev alalım diye.
Mehmet babasının acısını yaşarken bir yandan da geçim sıkıntısı içerisindeydi.Ama hayalleri vardı.Devlet işçi alımı yaparsa kendisine öncelik tanınacaktı.Sendikadan işçi temsilcisi Adem abisi ile kaç kere görüşme yapmıştı.Bir kapak atsın hele ki.O zaman kredi çekerek iyi kötü bir ev al alacaktı.Belki ilerde hastası olduğu bir şahin arabada alabilirdi.Çocuklarla gezmeye gitmekte bir hayli zor oluyordu.
Aslında Mehmet gezmeyi sevmiyordu.Dinlenmeye zor fırsatı oluyordu.Günde 6 saat kazma salladığından takati kesiliyor, bitkin düşüyordu.Keşke zamanı geri alıpta eski günlerdeki kadar gezebilseydi.Hayal kuracak zamanı zor buluyordu.
Liseyi 2. sınıfta bıraktı.Çevresindekilere herzaman maddi sıkıntılardan okuyamadım desede pembe bir yalandı sadece.Okul sevgisi olmadı Mehmet de.İlkokulda parlak bir öğrenci olsa da ortaokulda zayıf eğitimin zayıf öğrenci halkasından sadece biriydi.İş yaşantısının daha iyi olacağını sanıyordu.Hem maden ocakları çok iyi maaş veriyordu.Madenler de çalışanlar erken ölüyorlarsa birazda bu onların kaderiydi zaten.Toplumdaki anlayış ölümün zamanı yazılı değişmez anlayışı olduğundan madenci olmak ona ve diğerlerine cazip geldi herzaman.Okuyupta doktormu olacaksın diye takılıyorlardı okuyanlara birde.
Sarı Mehmet o günde işe gitti.saat 7-3 vardiyasını seviyordu Mehmet.Gece uykusuzluğa bir türlü alışamamıştı.Halbuki 8 senedir aynı işte çalışıyordu taşeron firmalar değişse de Sarı Mehmet hep aynı yerdeydi.Çay molasında çayını içti.Yasakta olsa sigarasını yaktı.Ardından işe başlayacaktı ki ayağının altı sallanıyordu.Sonra bir anda yer çöktü sonra ışıklar gitmeye başladı.Etraftaki herkes kendi kıyameti ile karşı karşıyaydı.Sirenler çalmaya başladı.
......
Devletin resmi erkanı olay yerine 3 günden beri gelip gidiyorlardı.Vali ve kaymakam maden ocağı enkaz bölgesini mesken tutmuşlardı.Basın mensupları ilk hafta çok olsa da teker teker canlı yayın araçlarını çektiler.Yerel basından bir kaç kameraman gazeteci ve bir iki adet ulusal basından canlı yayın araçları vardı.Kış olduğundan onlarda bu duruma zor katlanır olmuşlardı.Kurtarma ekipleri,sivil savunma ekipleri afad,akut ve yurt dışından gelen sismik cihazlar ile kurtarma çalışmaları yapılıyordu.Umutların yerini inşallah cesetlerine ulaşabiliriz duaları almaya başlamıştı.Umutlar yok olmuştu.12 maden işçisinin bedeni çıkarılmıştı.3 maden işçisi hala göçük altındaydı.Aramalar artık hız keserek sürüyordu.Arama kurtarma ekipleri de riskli bölgelerde çalışma yapıyordu sonuçta.Bu zalim maden onların da sonu olabilirdi.
Sarı Mehmet de o 3 kişiden biriydi....
Diğer ikisi gibi hayalleri , umutları , özlemleri , ailesi , annesi , 2 çocuğu , eşi vardı.Daha hayatının baharındaydı.29 yaşına girecekti Nisan ayında.
Kazı bölgesinde arama yapan ekiplerden haber geldi.Gelen haber ile sevinenlere durumu bilmeyen biri baksa 3 işçi yaşıyordu.ama cesetleri bulunduğu için sevinmişlerdi.
Ölümlerden sonra yapılacak işler belliydi ve sıradanlaşmıştı.
Taşeron şirket' e yüklü miktarda ceza kesildi.İş güvenliği aksaklıkları içinde ayrı olarak kamu davası açıldı.Maden ocağında çalışmalar durmuştu.İşçiler bu duruma kaygı ile bakıyorlardı.Sonuçta ekmek davasıydı.
Kazı bölgesinde arama yapan ekiplerden haber geldi.Gelen haber ile sevinenlere durumu bilmeyen biri baksa 3 işçi yaşıyordu.ama cesetleri bulunduğu için sevinmişlerdi.
Mehmet 'in gözleri ağlamaktan şişen annesini ve Mehmet ile beraber ölen ama yaşıyormuş gibi görünen eşi Haticeyi , ve kahrolan kardeşleri teşhis için adli tıp morguna götürüldüler.
Duyguları kalmamıştı artık üzüntüden.Buda mı gelecekti başlarına.Süleyman bebeği kardeşine bırakmıştı talihsiz gelin Hatice.
Kader deseler de acıları değişmedi.Kaza deseler de ağladılar.Bu işlerin ucunda ölümde var diyen devlet idarecileri de vardı zaten.
Sarı Mehmet geride fazla bir şey bırakmamıştı.Göz yaşından başka....
Süleyman sobanın sıcağında güzelce uyuyordu.
Belkide babasını rüyasında görüyordu.....
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


